Başlık biraz iddialı ve kulağa hoş geliyor.Bu
Akademi Datça köylerinden Yaka'ya girerken,şu an
inşaat çalışmaları sürüyor.Heykel,Resim ve Seramik
atölyeleri olacak.Yapılan çalışmalar da burada
sergilenecek.Öğrenci durumu,bu dallarda belirli
eğitim almış kişiler olacak;heykeltreşler,ressamlar
vs.Tabii uygulama başladığında daha net olarak belli
olur. O yöreye bayağı bir canlılık getireceği
bir gerçek.
Şimdiden çalışan heykeltraş arkadaşlar vardı.
Ebru Akıncı ve Korkut sönmez yaptıkları heykellerin
son rütuşlarını yapıyorlardı.Korkut Sönmez Datça
Yazı köyünden bu açıdan da daha bir heyacanlı.
Dün hava güzeldi ,Çeşme köy'e kadar gittik.Önce
Sındı Köy'e uğradık,Sındı Köyü Tarımsal Kalkınma
Kooperatifini ziyaret ettik,eski okul binasını
kooperatif için düzenlemişler.Yörenin zirai ürünleri
paketlenip,Sındı Kooperatifi markasıyla pazarlanıyor.
Kooperatif başkanı Ömer Ohan binayı gezdirerek,
çalışmaları ile ilgili bilgi verdi.Bu hem üreticiler
hem de tüketiciler açısımdan iyi bir gelişme.
Kooperatif odalarından birisi köy kadınlarının
çalışmalarına ayrılmış.Yolunuz düşerse bu çalış-
malara bakın derim.
Sındı Köyünden,Çeşme köye geçtik,sokaklarında
yürüyerek eski evlerin fotoğraflarını çektim.
Köylülerimiz Turizm olayının farkına yeni
varıyorlar.Eski yapıların korunması ,restore
edilerek turizme açılmasının çalışmaları yapı-
lıyor,ama biçimsiz beton yapıların arasında çoğu
kaybolmuş.
YENİ BİR DATÇA SİTESİ
21 Kasım 2009 Cumartesi
Uluslararası Knidos Kültür ve Sanat Akademisi
08 Kasım 2009 Pazar
Karaköy Değirmeni
Dün hem biraz hava almak hem de fotoğraf çekmek
amacıyla Karaköy Köyüne bir gezi yaptım.Limana
gelmeden sola dönerek sahil boyunca gittim,karşıda
güzel bir koy görünüyordu.Defalarca Karaköy'e gelmeme
rahmen bir çok kişinin "gördün mü"dediği değirmeni
görmemiştim.Koyda balık tuyan bir çok insan vardı,
benim gözüm hemen koyun ucundaki kalıntılara takıl-
dı,tabii konuştuğum kişilerin de bu konuda bir bilgisi
yoktu.Ben de ilk kez gördüm.Dönerken değirmenin de
fotoğrafını çektim.Ayrıntıları yeni web
sitemde anlatıyorum.Tıklarsanız görebilirsiniz.
24 Ekim 2009 Cumartesi
Datça Kumyer Kalesi
Bloğumu izleyenler bilirler,fırsat buldukça
Datça'daki kaleleri gezmeye çalışıyorum.Datça
Mahallesi,Sındı Köyü,Hızırşah Kalesi derken
son olarak Kumyer kalesine çıktım.Ben bu kalelerin
yapısına ve sıralanışlarına bakarak bunlar
Knidos'a kadar güvenliği sağlayan ve haberleşmeye
yarayan kaleler olarak düşünüyordum.Bazıları
bir kaleden daha küçük çünkü.Bundan önce çıktığım
Hızırşah Kalesi diğerlerine göre büyüktü,anladığım
kadarıyla geçmişi fazla eski olmayan bir kale,
insanların saldırılara karşı sığındıkları yerler.
Kumyer kalesi Tarihi Knidos'a kadar giden bir Kale.
Sonraki dönemlerde kimler kullandı bilinen bir şey yok.
Daha doğrusu bizim pek bilgimiz yok,bu konuda ayrıntılı
bir şey de duymadım.Kumyer Yaka köyüne bağlı bir
Mahalle,Palamutbükü yolu üzerinde.Burası ile ilgili
olarak Sanat Tarihçi George E,Bean(1903-1977)Kumyer ve
yöresinin sulak verimli,antik bir bölge olduğundan
bahsediyor"Karia"isimli kitabında.Knidos'un verimli
toprakları,Apollon şenliklerinin de bu yörelerde
yapıldığından söz ediyor.Benim çıktığım kaleden de
bu antik kasabanın Akropol'u olarak söz ediyor.Tabii
bunlar araştırma konusu,yakınlarda Knidos dönemine
ait büyük bir kemerli taş köprünün olması da buraların
antik dönemde ne denli önemli yerler olduğunu gösteriyor.
Köprüye gelecek günlerde değineceğim.Kumyer kalesi
ile ayrıntıları öğrenmek için tıklayınız.
20 Ekim 2009 Salı
Kızlan Yel Değirmenleri
Kızlan'daki değirmenlerin fırsat buldukça fotoğ-
rafını çekmişimdir.Aynı konu olsa da hepsinde
farklı netice alıyorsunuz.Mevsimlerle,günün hangi
saatinde olduğunuz,o günkü ışık vs bir çok etken
çektiğiniz fotoğraflara etki ediyor.Geçen gün
yine oradan geçerken durup fotoğraflarını çektim.
Böylr giderse ben bu fotoğraf çekme işinden vaz
geçeceğim herhalde,bazı ayrıntıların farkına var-
dıkça içim acıyor.Proje üretemeyen,elindeki zengin-
liklerin farkında olmayan bir toplumuz,bu Datça'da
da geçerli ne yazık ki!Bu değirmenler bölgesi
başka bir ülkede olsa bir turizm merkezi olur,
tarihi özelliklerini bozmadan.Adamlar orayı öyle
yaparlar ki başka ülkelerden de turist çekerler.
Bu turizm yarışında diğer merkezlerden farklı
semboller,seçenekler ortaya koyacaksın ki tercih
edilesin.
İlk Değirmen Kaymakamlık tarafından restore edile-
rek şu anda restoran olarak kullanılıyor.Değirmenin
içindeki aygıtlar olduğu gibi korunmuş,bakımı yapıl-
mış.Buranın ne derece korunduğunu,gezilip gezilmediği-
ni şu an için bilmiyorum,İlk açılşında gezmiştim.
Bu değirmenler özel şahıslara ait,buradaki değirmen
bir yabancıya satılarak ev yapılmış diye duymuştum.
Ev olarak kullanıldığı bakınca belli oluyor,tabii
ev olunca da içindeki aygıtlar ne olmuştur bilemiyorum.
En azından yıkılmaktan kurtulmuş,dış görünüş olarak
güzel bir görüntü veriyor.
İçinde incir ağacı yetişmiş.
18 Ekim 2009 Pazar
Datça Değirmen Deresi
Datça'da değirmen deresi diye anılan bir kaç yer var,
bugün gezdiğim Hızırşah Puslular'dan başlayıp
Karaköy'e kadar inen vadi.Bir zamanlar bu vadiden
akan sularla çalışan değirmenleri duymuştum,ne
zamandır gidip fotoğraflarını çekmek istiyordum
kısmet bugünmüş.Gezi izlenimlerimi fotoğraflarıyla
birlikte izlemek isterseniz tıklayın.
17 Ekim 2009 Cumartesi
YENİ BİR DATÇA SAYFASI
Bir Müddettir bloglarımla ilgilenemedim,hatta
merak edip arayan arkadaşlarım da oldu,nasıl
bir yaramazlık yok ya gibisinden.Bugün biraz rahat-
ladım ve ilk işim bu satırları yazmak oluyor.
Oğlumun teşvikiyle normal bir site çalışmasına
başladım,bloglarımda bir çok konu dağınık olarak
duruyor ve imkanları artık bana yetmiyor.Girmez
olaydım,bir ara pes edecektim ama karekterimde
olmadığı için beceremedim,nihayet bugün sitem
biraz biçimlendi,tabii tasarımını kendim yaptığım
için bir çok şeyi öğrenmem gerekti.Bir çok başlık
saptadım,bunlar üzerinde çalışacağım.Birçok eksiğim
olacaktır ama zamanla bir çoğunun düzeldiğini
göreceksiniz.Siteye girmek için Google de
www.datcadetay.com yazabilirsiniz.
İkinci Konu videolarımı koyduğum sitedeki sorun
halledildi yeni videolarım için hazırlıklıyım.
Fotoğrafa gelince,bahçemizde yavrulayan kedinin
yavrusu.İki yavrudan bu sağ kaldı,adını fıstık
koydum.Hergün yorulduğumda çıkıp annesiyle oynaş-
masını seyrediyorum.Birbirleriyle öpüşüp koklaşıyor-
lar ,o annenin yavrusuna olan ilgisi ,insanı büyülüyor.
1,5 yıl önce de bugün 17 ekimde(benim doğum günüm)
evimize yavrulayan 5 kedi yavrusunu zehirlediler,
tek tek acıyla öldüler.17 ekim deyince aklıma onlar
geliyor artık.Vereceğim yerleri de belirlemiştim,
biraz daha büyüsünler derken.Mahallemizden ama
görmeyince kimseyi suçlayamıyorsun.Gazetelerde hergün
okuduğumuz vahset haberlerine şaşırmayın,çocukken
doğa ve hayvan sevgisini tatmayan insanlar bir çok
şey yapabilirler,her şey birbirine öyle bağlı ki!
25 Eylül 2009 Cuma
Özgen Acar "Yağmalanan Anadolu"
Bugün Datça Kültür Merkezinde Özgen Acar
Anadolu'nun kültürel kalıntılarının yaban-
cılarca nasıl yağmalandığını ,slayt gösterisi
ile bizlere çok güzel anlattı.Yapılan çalış-
malar sonrası ülkemize tekrar kazandırılan
eserlerin sevincini yaşadık ama bunlar devede
kulak,çok büyük bir bölümü yabancı müzelerde
sergileniyor.İnanın Anadolu'dan götürülen
eserleri bir çıkarsanız bu müzelerde hiç bir
şey kalmaz.Bu yağmanın önemli bir kısmı Osmanlı
yönetimi zamanında,adamlara izin vermişler,
hediye etmişler bir kısmı da gizlice kaçırılmış.
Cumhuriyet döneminde de bu yağma devam etmiş.
Çünkü insanımız bu kıymetlerin değerinin farkında
değil,kalıntıların yanında yaşayan bazı uyanıklar
da 3-5 bin dolara bunları satmışlar.Maddi olarak
bir çoğu milyon dolarlarla ifade ediliyor ama
ya başka açıdan kıymeti.Bugün ingiltere deyince
ilk akla gelen "British musum"dur,Paris deyince
louvre müzesi.Her yıl milyonlarca insan bu müzele-
ri gezmek için bu ülkelere gitmekte,bazılarının
sandığı gibi de taş parçaları sergilenmiyor oralarda.
Bir daha gelmesi mümkün olmayan,insanlığa ait bir geçmiş
söz konusu.
ÖZGEN ACAR;Araştırmacı,yazar,gazeteci.Kendini ülkemiz-
den kaçırılan eserlerin izini sürmeye adamış.Tarihi
yerleri gezmiş,yurt dışındaki müzeleri,müzayede salon-
larını incelemiş,gerekli yerlere bildirmiş.Arkeoloji
eğitimi almamasına karşın "kendini eğitmiş"Ben de
bu konuları çok sevdiğim için biliyorum ki bu çeşit
konuların peşinde koşunca,o konularda bilgilenmek
gerekiyor.Bir ara "bazen iyi ki kaçırmışlar"diyeceğim
geliyor diyerek ülkemizdeki duruma sitem etti.Örnekler
üzerinde kaçırılan bu eserlerin nasıl korunduğunu,
bir de ülkemizdekilerin durumunu ortaya koydu.Gerçekten
her gezdiğim müzede,ören yerinde içim sızlıyor.O güzelim
heykeller açıkta korumasız erozyona uğramışlar.Restore
edilmesi mümkünken yıkılan yapılar.Yok para yokmuş falan,
bunlar hikaye oralara yapılan masrafı o eserler bir yılda
amorti ederler.Yabancılar bizim köylülerden eserleri
alıp müzelere satmışlar,herbirine milyonlarca dolar
ödemişler enayi mi bu adamlar?
Tabii bu arada Datça'dan da bahsedildi,Knidos'a sahip
çıkın dedi Özgen Acar.Knidos hayranlarından,bu şehri
korumak Datça'nın geleceği açısından çok önemli,ama
maalesef üzerlerinde yaşadıkları zenginliğin farkında
olan o kadar az insan var ki!
Bu arada yayınladığım fotoğrafta Özgen Acar Öğrenci-
ler tarafından tebrik ediliyor.Öğretmenleri ile geldi-
ler ama bir çok genç gibi konu onlara çok uzaktı,bayağı
sıkıldılar.Bütün duyarlılıklar belirli bir kesim tara-
fından gösteriliyor,bu konuya gençler ve Datça halkı
sahip çıkmadığı sürece bazı insanların dinlediği top-
lantılar olarak kalır.
18 Eylül 2009 Cuma
Gökkuşağı Savaşçısı(rainbow warrior)
Sanki fantastik bir film adı gibi"Gökkuşağı savaşçısı",
göğün,denizlerin ,toprağın savaşı verilecek bir zaman
ve bir avuç cesur insanın mücadelesi.Elimizden birer birer
alınırken maviler,yeşiller...Rainbow Warrior Datça'mızın
mavi sularına demirini bıraktı.Belirtilen saatlerde gezile-
cek denmesine rahmen gezmek nasip olmadı,ancak uzaktan
fotoğrafını çekebildim.Ülkemizde sık sık görülen organize
bozuklukları maalesef burada da karşıma çıktı,iki saat gü-
neş altında bekledikten sonra pes ettim.
Akdeniz'deki sorunlara dikkati çekmek amacıyla Malta'dan
yola çıkan Rainbow Warrior,İtalya,Fransa,İspanya,
Yunanistan derken şimdi Türk Karasularında.Önce İstanbul'a
uğrayan tekne,İzmir'den sonra Datça'da.Amaçları Akdeniz'ki
deniz yaşamının korunmasının önemini vurgulamak,denizlerdeki
kirliliğe ve aşırı avlanmaya dikkat çekmek .
08 Eylül 2009 Salı
Profesör Numan Tuna ile Burgaz Ören yerinde
Bu akşam, benim için bayağı heyacanlı
geçen bir zaman oldu.Burgaz kazılarını
yöneten Numan Tuna hocamız bu yılki kazı-
larla ilgili bilgi verecekti,tabii bu
benim açımdan bulunmaz bir fırsattı,
bu fırsatı yaratanlara ve Numan Hocamıza
teşekkürler.Ortadoğu Teknik Üniversitesinden
Numan Tuna'nın başkanlığını yaptığı kazılar
uzun bir zamandır sabırla sürdürülüyor.
Burgaz daha önce de belirttiğim gibi Knidos'un
ilk kurulduğu yer,Datça yarımadasının ortala-
rında bir yerde.
Bu yılki çalışmalardan sonra kazı alanındaki
yerleşim şekli,yapılarla ilgili özellikler
kendini gösterdi,tam fotoğraflarını çekmiştim
ki böyle bir fırsat çıktı,kazı alanında herkes
zevkle Numan hocayı dinlediler.Numan Tuna'nın
istediği bundan sonra bu buluntuların korunması,
tanıtılması.Şimdiye dek Knidos ile ilgili
bir çok varsayımlar tartışılırken bu kazılar
sonunda bir çok bilinmeyen gün ışığına çıkmış
oldu.Numan Tuna'nın açıklamalarına göre şu an
bir hektara yakın bir kazı alanı var geneli
40 hektara yakın.M.Ö 8. yıla kadar giden yerleşim
4,yy da Datça Yarımadası'nın en ucuna taşınıyor.
Sanıldığı gibi burası tam olarak terkedilmiyor,
tarımsal imalathaneler,döküm atölyeleri faaliyet-
lerini sürdürüyor.7 bin kişiye yakın bir nüfusun
olduğu tahmin ediliyor,yine Numan Hoca'ya göre
knidos'un da sanıldığı gibi 70 bin değil 14 bin
kişiye sahip bir nüfusunun olabileceği.Rüzgar
bekleyen gemicilerin konakladığı bir burun.
Burgaz kazılarında kamusal yapılarla,evlerin iç
içe olduğu ortaya çıkmış.Teemelleri taş ve bu
kısım toprağa gömülü,üst kısımlar kerpiç çatıları
kiremitli olan evlere bir avludan giriliyor.
Avlunun etrafındaki odaların zamana göre işlevi
değişebiliyor.Yemek ve diğer işler avluda yapılıyor.
Kent 6.yy dan 4.yy la kadar bir takım eklemeler ve
yenilenmeler geçirmiş.İşlikler,atölyeler bu yıl
ortaya çıkarılanlardan.Burgaz Knidos gibi standart
ve görkemli bir plana dahil değil ama Datça Yarıma-
dasının tarihinin bilinmesi açısından önemli bir
ören yeri,ülkemizde de örneği bir kaç tane.
Son olarak Numan Hocamız bizi o dönemlere ait
bir şarap imalathanesine götürdü ve gerekli
açıklamaları yaptı.Bir kaç gündür Ersin Doğer'in
"antik çağ'da bağ ve şarap" kitabını okuyordum,
iyi bir tesadüf oldu yapı gözümün önünde canlandı.
Daha detaylı bilgileri,fotoğrafları"Datça Detay"
sayfamda inceliyebilirsiniz.Tabii konunun derlenip
toparlanması biraz zaman alacak.Tüm Datça'lıyım
diyenler zenginliklerinize sahip çıkın.İleride
geçimi daha da Turizme bağlanacak bir kent olarak
elinizdeki değerlerin kıymetini bilin derim.
Burgaz konusunu geniş bir biçimde izlemek isterseniz
tıklayın.
01 Eylül 2009 Salı
1Eylül Barışa atılan kulaçlar
Her 1 eylülde Datça'lı ve Simi'li yüzücüler
kendi sularından kulaç atarak Akdeniz'in suların-
da ,her iki kara parçasının ortasında buluşurlar.
Bu yıl da bu değişmedi onlar erkenden yüzmeye
baladılar ve bir zaman sonra bizler de Datça
belediyesinin tahsis ettiği teknelere binerek
buluşma yerine gittik.Biraz sonra Simi'li yüzücü-
ler de bir tekne ile geldiler arkalarında Yunan
hücumbotu ile birlikte,sembolik de olsa hoş görün-
tüler yaşandı.Bizler üç büyük tekne ve bir çok küçük
tekne ile buluşma yerine gitmişken geçen yıl
olduğu gibi Simi'liler bir teknede beş on kişi
yüzücülerle birlikte oradaydılar.Bir
çok kez olduğu gibi bu barışa en çok önemi
veren bizlerdik her halde dünyada,en fazla barış
kelimesini kullanan da...Bizim ilişkilerimizde
bir çok alanda olduğu gibi bir denge olmuyor neden-
se.Hep biz çok istekli görünüyoruz sanki.Adamlar
belki de gelmiyecek ama artık bir gelenek olmuş,
katılmasalar ayıp olacak sanki.Bizler de işgal
kuvvetleri gibi bir kalabalık,bağırtılar,düdük-
ler,bir duman,birazcık savaş gibi.İşin şaka tarafı
böyle sonuçta güzel görüntüler çektim ve yüklemeye
başladım.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Hayriye Teyze
Datça'da yazar olmakla ilgili videoları
hazırlarken Reşadiyeli Hayriye teyzenin
görüntülerini ayrı bir video olarak düzen-
ledim.O gün kavak altındaki programa izle-
yici olarak gelmişti,Emine Azboz kendisinden
bir şiir okumasını isteyince nazlanmadan ,
çocukluğunda öğrendiği bir şiiri okuyuverdi.
Herkes şiir okur belki ama Maşaallah Emine
teyze 88 yaşında bu uzun şiiri bir solukta
okuyuverdi.Datça'da böyle bir nesil var uzun
yaşayan,hala bütün işlerini kendileri yapıyor-
lar ve ilginç olan bir çoğunun hafızası çok
kuvvetli.Tabii Datça'da bu uzun yaşamak artık
yavaş yavaş değişiyor,bunda da bence en önemli
etken yediğimiz besinler.Kendim şahit oldum
ve büyük bir tehlike altında olduğumuzu
biliyorum.Bitkilere verilen ilaçlar,bunun deneti-
mini yapan yok ülkemizde.İlaçların üzerinde yazar
şu tarihten önce meyvayı toplamayın diye,inanın
o tarihe bakan o kadar az insan var ki!Söylesen
diyecekleri şu;kim ölmüş,gördünüz mü birisini
gibisinden.Adam tarlasına ilaç vermiş 4 gün sonra
pazar,Pazara gelmiyecek mi sanıyorsunuz?Ah bu
Türkiye.İlaçsız da bir şey olmuyor artık,verilen
ilaçlarla doğadaki denge bozulmuş ilaçsız bir şey
üretemiyorsunuz.Bu ilaç denilen şey belirtilen
tarihten önce ürünü toplarsanız suyla gitmezmiş,
uzmanlar böyle diyor.Sonra gelelim Datçamızın
havasına;yarımadanın karşısında yapılan gökova
termik santralinin etkileri olduğuna inanıyorum.
Kuzey rüzgarlarıyla bu zararlı duman bize kadar
geliyordur.Diğer bir konu beslenme,daha önceki
yıllarda buralarda Akdeniz usulü dediğimiz bir
beslenme tarzı vardı,zeytinyağlı yemekler,otlar,
bitkilere dayalı bir beslenme.Eskilerin ete dayalı
bir beslenme tarzı yok,uzun yaşamada bunun da
etkili olduğunu düşünüyorum,tabii bir de genetik.
21 Ağustos 2009 Cuma
Aydın-Karpuzlu-ALİNDA antik kenti
Agoranın tiyatrodan görünüşü
Agoradaki dükkanlar
Agranın dıştan görünüşü
Bugün Karya kentlerinden Alinda'yı gezdim.
Aydın Karpuzlu sınırları içinde bulunan
Alinda'ya Aydın'dan Muğla'ya giderken Çine'ye
az bir mesafe kala Karpuzlu-Alinda tabelasını
görüyorsunuz,sağa saparak 27 km içeriye giri-
yorsunuz.Alinda'da diğer Karya kentlerinde
gördüğüm gibi bugünkü yerleşimle iç içe,antik
kentin yakınındaki yapılar özellikle kentin
taşları kullanılarak yapılmış,hatta bazılarında
tam anlamıyla bu taşlardan yararlanılmış.Çine
vadisinde gördüğümüz taşlar,burada da var,Antik
kentin surları,3-4 kadar kulesi sağlam vaziyette,
hatta bir tanesi çok yüksek ve sapasağlam,bugün
oradaki izlerden hayvan barınağı olarak kullanıldığı
anlaşılıyor.Tiyatronun dış duvarları çok sağlam
olarak bugüne gelmiş,giriş ve çıkışlar oldukça
gösterişli,en aşağıda Agora yer alıyor ki inanılmaz
büyüklükte bir yapı ve oldukça sağlam.Alinda'nın
kuruluş öyküsü ve diğer bilgi ve fotoğrafları
yine"gezdiğim antik kentler bloğuna yükleyeceğim.
Antik kent korunaklı bir tepe etrafında yayılmış,
aşağıya baktığınızda bereketli yemyeşil bir ova
görülüyor.
14 Ağustos 2009 Cuma
Datça Edebiyat Günleri 2-Anadolu'da Edebiyat Dergiciliği
Edebiyat Günleri çerçevesinde yapılan etkinlik-
lerden birisi de dün Kent parkta yapılan"Anadolu'da
Edebiyat ve Edebiyat Dergiciliği" konulu idi.
Çoğunluğu Edebiyat dergisi çıkaran veya çıkarmış
Özgen Seçkin(Damar/Ankara),Hasan Özkılıç(agora/
İzmir)Gülümser Çankaya(Şiir saati/Alanya),Uğur
Pişmanlık (Aratos/tarsus),Mine Ömer(Alaz/İzmir)
Altan Türel(Nikbinlik/Ankara),Hayri K.Yetik
(İle/izmir)arkadaşlar Anadoludaki dergiciliğin
sorunlarını,kendi yaşadıklarını dile getirdiler.
Burada yazdığım bazı dergilerin yaşamları son
bulmuştu,ve arkadaşlar nedenlerini açıkladılar.
Bu dergiler çıkarılırken hiç bir maddi beklentisi
Olmayan(daha çok kendi ceplerinden gider)bu insanlar
birer edebiyat şövalyesidirler.Dişleriyle,tırnaklarıyla
yaşama geçirdikleri dergilerinin yaşaması için
mücadele vermişler ama bir zaman gelince tıkanmış-
lardır.Bu tıkanmada en büyük etken dergilerin dağıtı-
mı olduğu belirtildi konuşmalarda,dağıtım tekellerin
elindedir ve kişisel gayretlerle çıkan bu dergilerin
maddi gücü buna yetmez.Bu dergilerin örgütlenemediği,
dağınık bir şekilde mücadele verdikleri de söylenenler
arasında.Bir çoğu genç ve heyacanlı arkadaşlar,bu
coşku olmasa zaten hiç kimse böyle bir işe girişmez.
Düşünsenize bu insanlar böylesine bir mücadele verir-
lerken bizler ne yapıyoruz?Fiatı 2-3 lirayı geçmeyen
bu dergilerden bir tanesini takip edebiliyormuyuz.Ben
kendi çevremden söyleyeyim Bu tür bir dergi olan,
Paspatur'u takip ediyorum(Fethiye'de yayınlanıyor),
arkadaşlar vasıtasıyla bize ulaşıyor,Daha Önce Nihat
Akkaraca bu dergiyi bize ulaştırıyordu şimdi Yazar
Suna Güler hanım bu işi yürüyüyor,işte bu dergilerin
dağıtım şekli,dostlar,sanat aşıkları insanlar.Aslında
abone olmamız gerekiyor elime ulaştığı için bankaya
gidip abone olamadım,bu dergilerin yaşamını sürdürme-
leri için bu gerekiyor.
Zaman biraz sınırlı olduğu için arkadaşlar kısa konuş-
malar yaptılar ama gerçek,isimsiz sanatçıların filizlen-
diği bu dergilerle ilgili bir çok gerçeği de öğrenmiş
olduk.Bu dergiler rengarenk,boyalı sayfalara sahip
değil ama düşün olarak,duygu olarak öyle renkliler ki,
sayfalarını okudukça şaşarsınız.Aratos dergisini hala
çıkarmakta olan Uğur Pişmanlık bu dergileri dağlarda
yanan ateşlere benzetti,Anadolunun dağlarında.Bazen bir
iki ateş sönse de bu ateşler yeni genç yüreklerle yan-
maya devam edecektir.Öğretmenlerin,aydınların dergi
okumadığı,sanatı es geçtiği bir zamanı yaşıyoruz(istis-
nalar hariç),bu arkadaşlara destek olalım ,bundan böyle
fırsatım oldukça bu dergileri tanıtacağım.
İzmir'de yayınlanan İle dergisinin sahibi H.K.Yetik
bu dergileri özgür düşüncenin üretildiği yerler olarak
belirterek,bunlar birer uç beyidir bir geleneği yaşat-
maya çalışıyorlar,yeni imgelerin metaforların buralarda
üretilebileceğini belirtti.Özgen Seçkin'in sahibi
olduğu "Damar "bunların içinde en uzun ömürlüsü(16 yıldır)
ama o da kapanmak zorunda kaldı,Özgen bey bir dergi
satılamıyorsa kapanması en doğru yoldur diyerek olayı
özetledi.
Datça Edebiyat Günleri 2.Gün-Şiir gecesi
Dün gece anfitiyatroda Datça Edebiyat Günleri'nin
şiir gecesi vardı.Şairler Abdullah Nefes,Gökhan
Cengizhan,Halil İbrahim Özcan,Adnan Azar,Ahmet
Antmen,İsa İnan,Remzi Özmen,Ali Galip ve Burak
Tokcan şiirlerini okudular.Şansımıza o deli rüzgar
birden kesildi ve ben de videolarını çekebildim,
gelecek saatlerde sayfalarımda seyredebileceksiniz.
İlk videom Datça'lı şair İsa İnan'ın şiir dinletisi.
Yıllardan beri gelen sanatçılar Datça'ya ve insanına
hayran olup giderler bu kez de öyle olacak sanırım;
şiirler okunurken seyircinin sessizce hayranlıkla
izlemesi sanatçıları çok etkiledi.Anfitiyatronun
ışık sorunu hala devam ediyor,ellerindeki kağıtta-
kileri okuyamadılar,ben de video çekerken zorlanı-
yorum bu bu kadar zor mu?
13 Ağustos 2009 Perşembe
Datça'da yazar olmak
Suna Güler,Emine Azboz
Bugün saat 15.30 da reşadiye mahallesinde
çınar altı denilen meydanda "Datça'da yazar
olmak konulu bir program vardı şimdi oradan
geldim ve sıcağı sıcağına gözlemlerimi düşün-
celerimi yazıyorum.Datça'da yaşayan bayan
yazarlarımız Suna Güler ve Emine Azboz bu
konu ile ilgili duygu ve düşüncelerini belirt-
tiler ,onları ilgiyle izleyenler Reşadiye çınar
altında hoş bir zaman yaşadılar.Koca çınar şim-
diye dek nelere tanık oldu kimbilir,şimdi de
böyle bir olayı geçirdi hafızasına diyorum,o
sıcakta biz de onun sayesinde gölgede,püfür
püfür esen Datça rüzgarında güzel anlar yaşadık.
Suna Güler öykü yazarı yayınlanmış iki kitabını
okudum,Emine Azboz ile ilgili fazla bir bilgim yok,
ilk fırsatta kitabını temin edeceğim.İki yazar da
Datça'nın sanatçıyı beslediğinden,duygusal açıdan
zenginleştirdiğinden bahsettiler.Doğasının güzellik-
lerinden,insanlarının sıcaklığından falan.Emine
hanım bir konudan bahsetti;benimde yakındığım,
sanatla uğraşan insanlar zaman zaman diğer sanatçı-
larla konuşmak ihtiyacını duyarlar,bu onları motive
eder hem de yalnız olmadıkları hissini verir,Datça'
da"bunun sıkıntısını yaşadığım oluyor" diyerek
sanatçı açısından olumsuzluğunu belirtiyordu.
Her iki yazarın konuşmalarını videoya aldım,yalnız
bu sıralar Datça çok rüzgarlı ve video çekimlerinde
rüzgar kötü bir ses olarak duyuluyor,eğer sonuç
iyi değilse bu konuşmayı metin olarak sayfama koya-
cağım,gerçekten çok hoştu ve Datça'yı tanımak iste-
yenler için yazarların Datça ile ilgili gözlemleri
ilginçti.
Dün gece anfitiyatroda çok hoş bir program vardı,
soğuğa ve rüzgara rahmen sanatseverler programı
sonuna kadar izlediler.Yine rüzgar nedeniyle video
çekemedim.Diğer bir bahsetmek istediğim konu bizim
yapımızı gösteriyor.Bu etkinliklerde fotoğraf ve
video çekerken bir kenara çekilip sessizce çekerim,
Allah ne verdiyse,izleyicileri rahatsız edecek en
küçük bir hareketim olmaz.Ama öyle tipler var ki
artık onu siz deyin pat diye ortaya atlarlar,
insanları çiğnerler,sen çekim yapıyorsun falan
umurlarında değil bir şey de hele ....
Dünkü gündüz programında Sunucu Şebnem
hanım ile birisi böyle br şey yaşadı ve kısa bir
gerginlik oldu.Dün geceki anfitiyatro programında
Muzaffer İzgü anlattığı ayı fıkraları ile
izleyenleri gülmekten yerlere yatırdı desem yeri ,
ve gerçek gülmece yazarlarına değer verilmesini
istedi.Mizah bir toplumun veya kişinin seviyesini,
görgüsünü,zekasını gösteren bir olaydır.İnsanla-
rın mizah anlayışları kendilerini ele verir.
İşte rüzgarın azizliği videoya çekemedim bayağı
üzgünüm.
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Şair Can Yücel'in ölümünün 10.Yıl dönümü
Şair Can Yücel ölümünün onuncu yıldönümünde
mezarı başında sevenlerinin katılımıyla anıldı.
Onu seven bir çok insan mezarına akın etti,
duygulu anlar yaşanıldı.
Şair Can Yücel
Can Baba'yı kaybettiğimizin 10. yılı,
tabii kaybetme derken bedenen;bugün
gördüm ki onun sevenleri genç yaşlı
her yıl artıyor.Anıldığı ilk yılın
dışında şimdiye dek gördüğüm en büyük
kalabalık bugündü,arabamı park edecek
yer bulamadım Eski Datça Mahallesinin
her tarafı insan kaynıyordu,Can Yücel'in
evi de keza öyle.Kalabalığın büyük çoğun-
luğunun uzaklardan gelen insanların olma-
sı onun ne kadar sevildiğinin,özlendiğinin
kanıtı,maalesef Datça'mızda hala onun değeri
tam anlaşılmış değil,istisnalar kaideyi
bozmaz derler,gelen insanlar aynı zamanda
bir turizm hareketi yarattılar,bu kalabalığı
buraya getiren başka bir şey yok.Saat 18.00
de mezarlıkta anma töreni var oraya da katıl-
dıktan sonra hazırladığım videoları sayfamda
yayınlayabileceğim.Tabii videoların hazırlanması
da bir günümü alıyor.Evinin bahçesinde ve yola
konulan kağıtlara ziyaretçiler düşüncelerini
yazdılar;Can Baba'nın özlenen en çok yanı da
hiç çekinmeden düşüncelerini dobra dobra söyle-
mesi,aydınlarımızda,ozanlarımızda şimdilerde
böyle dik duran,bu dünyayı umursamıyan insanlar
çok az.Her şey bir maddi çıkar üzerine kurulmuş
ve ne kadar riske girerim ne kaybederim hesabı
yapılıyor işte Can Yücel'i büyük yapan ,her yıl
daha fazla insanın buraya gelmesine vesile olan
onun o gür sesli şiirlerinin yanısıra kişiliği.
Saat 14.00 Meydan Kahvesinde konunun Can Yücel
olduğu bir söyleşi vardı.Ataol Behramoğlu,
Abdullah Nefes anılarını anlattılar,Can yücel
şiiri ile ilgili düşüncelerini söylediler ilerle-
yen zamanlarda bu söyleşiler de sayfamda yayınla-
nacak.Ahmet Antment şiirde ve Can Yücel şiirlerin-
deki "ironi"ile ilgili bilgi verdi,A.Galip de
pek fazla ilişkisini bulamadım Japonya'da batan
ertuğrul fırkateyni ile ilgili bilgi verdi.(şehit
olanlar arasında Can Yücel'in bir akrabası da varmış.)
Şimdilik sayfamda program ile ilgili bilgi bunlar
,izlemeye devam edeceğim.
Datça Edebiyat Günleri 1.Gün
Saat 14.00 Eski Datça Mahallesi meydan kahvesinde
Can Yücel ve şiiri konulu söyleşiye katılanlar.
Datça Edebiyat günlerinde "Bizim Evin Halleri"
dizisinden tanıdığımız Şebnem Gürsoy sunucu
olarak görev alıyor.
11 Ağustos 2009 Salı
Aykut Oray
Bu fotoğrafını 3 Temmuz da Datça'da çekmiştim.
Çok sıcak davranmıştı ftoğraf makinesini
orada bulunan birisine verip birlikte fotoğraf
çektirmiştik.,bugün Köyceğiz de vefat
ettiğini duyunca çok üzüldüm bir çok kişi gibi.
Yaşam bu ,yarın ne olacağını kimse bilemez,Aykut
bey kalbimizde mert,merhametli bir insan olarak
yaşayacak,kendisine Tanrı'dan rahmet yakınlarına
başsağlığı diliyorum.
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Datça Edebiyat Günleri-(12-14 ağustos 2009)
Datça Belediyesi ve Edebiyatçılar derneğince
düzenlenecek olan "Datça Edebiyat Günleri"
12 Ağustos çarşamba günü başlıyor.
1.Gün:YER:Can Yücel Kahvesi Saat:14.00
;Ataol Behramoğlu,Ahmet Antmen,
Abdullah Nefes,A.Galip'in
katıldığı söyleşi.
Saat:17.oo YER:Tuna Pansiyon
Güney Özkılınç Fotoğraf sergisi
Saat:1800
Can Yücel'in mezarını ziyaret
Saat:19:YER:Kültür Merkezi
Muzaffer İzgü ile söyleşi
Saat:21.30 YER:Amfitiyatro
Etkinlik açılışı ve şiir dinletileri
2.GÜN 13 Ağustos 2009 Perşembe
Saat:13.30 Can Yücel'in evini ziyaret
15.30 YER:Çınaraltı
Yazar Suna Güler,Emine Azboz
"Datça'da Yaşamak,Datça'da yazar olmak"
Saat:17 YER:Kent park(belediye parkı)
"Günümüzde medyanın sorumluluğu"
Hasan Uysal,Adnan Gerger,Enver Aysever
Aynı yerde Saat:18.00 de
Özgen Seçkin,Hasan Özkılınç,Gülümser Çankaya,
Uğur Pişman,Mine Ömer,Altan Türel,Hayri.K.Yetik
ile söyleşi
Saat:21.30 YER:Amfitiyatro
"Gün Batımında Şiirler"Şiir Müzik Dinletisi
Abdullah Nefes,Remzi Özmen,A.Galip,Gökhan Cengizhan,
Halil İbrahim Özcan,Adnan Azar,Ahmet Antmen,
Burak Tokcan,İsa İnan
3.GÜN 14 Ağustos 2009 Cuma
Saat:17.00 Yer Kültür Merkezi
"Romanın yükselişi sürerken"
Hayri.K.Yetik,Ahmet Tüzün,Şaban Akbaba,
Özcan Karabulut
Aynı yerde saat 18.00 de
"yerel yönetimlerin kültür deneyimleri"konulu
sempozyum var.Tabbi ben elimden geldiğince
bu etkinlikleri izlemeye çalışacağım,
çektiğim videoları ,izlenimleri sayfalarımda
yayınlayacağım.
01 Ağustos 2009 Cumartesi
NİHAT AKKARACA-Zamanın sesi-Datça manileri
Şubat ayında kaybettiğimiz Nihat Akkaraca'nın
yıllardır büyük emek harcadığı Datça Manileri
kitap olarak çıktı,dün bir kitapçıdan kitabı
aldım,daha henüz önsözlerini okudum,kapağının
önündeki arkasındaki yazılara baktım,okumaya
başlayamadım çünkü eşim okumaya başladı.Nihat
ağbi yaşlı insanlardan duyduğu manilerin peşine
düşer onların öyküsünü araştırır özünü bozmadan
kendi akıcı diliyle yazardı.Ne zaman bir araya
gelsek araştırdığı bir maniyi tekrar edip,kafa-
sına takılan,o mani ile ilgili yapması gereken
şeyleri not alırdı.Tabii onun ağzından o öyküleri
dinlemenin tadı bir başka,ben bunu yaşamış
birisi olarak kendimi şanslı görüyorum.Nihat ağbi-
nin ilk kitabı"Datça'da Zaman"ı alıp ona imzalat-
tığım zamanki yüzündeki o ifadeyi hala unutamı-
yorum.Geçen gün misafirlerimi Palamutbükü tarafı-
na götürdüm dönerken bir çay bahçesinde mola ver-
dik yan masada genç bir hanımın elinde "Datça'da
zaman",okurken gülümsüyordu,hem çok hoşuma gitti
hem de biraz hüzünlendim.Herkes zamanı gelince
bu dünyadan ayrılacak ,ardında bir ses,bir nefes
bırakanlara ne mutlu;yaşadıklarımız bizden sonra
da bir müddet hatırlanılır ama zamanın sonsuzlu-
ğunda bu çok kısa bir andır,kitaplar yüzyıllar
sonra da alınıp okunulur.Nihat ağbi Datça'nın
bir zamanını alıp kitapların sayfalarında bizlere
ve gelecek kuşaklara armağan ederek ,yüreğimizdeki
yerini aldı. Kitaplarını tutan her elde,sayfalarına
bakan her gözde,gülümseyen her dudakta o yaşıyor
olacak.Yavaş yavaş özümleyerek zevkle okuyacağım.
Onun bu çalışmalarının kitaplaşmasında emeği geçen
herkese teşekkürler.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
DATÇA-RESİM SERGİSİ
Erdinç Babat Dokuz Eylül Üniversitesi Buca
Eğitim fakültesi mezunu,bir çok sergiye katıl-
mış bir sanatçı. Bu sergisinde leke ağır basıyor.
Oğuz Demir de aynı okuldan mezun,1979-2007
yılları arasında öğretmenlik yapmış.Bu çalış-
malarında kuşlardan yola çıkmış,değişik akrilik
çalışmaları var.
Yaşar Ali Güneş'in kendisi yoktu,aynı zamanda
heykeltraş,öğretim görevlisiymiş.Biraz Picasso'
yu andıran çalışmalar olarak gördüm.Tabii çalışma-
ların sanatçıya özgü yanları çok fazla.
Bu akşam Bülent Ecevit Kültür merkezinde
üç İzmir'li ressamın resim sergilerinin
açılışı vardı.Gittim,kendileriyle tanıştım,
sergiyi gezdim.Her şeyden önce şunu söyleme
liyim salon bir çok açıdan yetersiz,planlanırken
burası sergi salonu olarak mı düşünüldü
bilmiyorum.Bir tablo daima belirli bir uzaklıktan
kendini gösterir,ancak teknikle veya yapanın
ismiyle ilgili ayrıntılar için yanına gidilir.
Burada maalesef yeterli bir alan yok,diğer bir
husus salona giren ışık resim salonlarında çok
önemlidir.Yaz sergilerinde en büyük sorun sıcak
olduğu için havalandırma,klima gibi ögeler de
önemli.Buldunuzda ...!diyen olabilir işte bizi
gelişmiş ülkelerden ayıran en büyük özellik
derim bende,sergi salonu var mı var olmuş.
Zaten Resim sanatına verilen önem de gelenlerle
belli oluyor başka bir şey olsa bir çok insanın
gittiği açılışlar resimde niye olmaz?Bu arkadaşlar
eserlerini buralara kadar getirmişler,sanatçının
en büyük ödülü sergisini heyacanla gezen insanları
görmektir.Çalışmalar değişik yorumlamalar ve
teknikler açısından Datça için iyi birer örnek,
resim ve sanata meraklı kişilerin bu sergiyi
görmelerini tavsiye ederim.
"Resim Yapalım Datça" bloğumda resim sanatı
ile ilgili bir çok bilgiyi veriyorum,zamanla
daha bir çok yeni konu da o sayfalarda yerini
alacak(sağlık olursa tabii).Gittiğim bir çok
yerde bu bloğuma girmiş kişilerle tanıştım,
bu karşılıksız bilgi verişim ile ilgili bir
çok meyil aldım,ama Datça'dan kaç kişi bu konu
ile ilgilendi, bloğuma girdi ise de bir teşekkür
etti.Öğretmenlik yıllarımda televizyonda bir
ressam çıkar 40 dakika içinde birbirine benze-
yen manzaralardan yapardı,gören"hocam gördün mü
televizyonda ressam nasıl resim yapıyor "demez mi?
Sabırla yine bilgi vermeye çalışırdım ama nafile
o artık bir kez oraya takılmış.Bunlar eğitim işi,
ve bu tür programlar tesadüf değil,yıllar içinde
resim sanatı olarak o resmi kabül ediyorsunuz,
resim yapmak deyince aklınıza o geliyor,çünkü
öyle düşünmeniz istenmiştir zaman içinde bu
düşünce şekli başka alanlarda da kendini göstere-
cektir.Oysa yüzlerce resim akımı,binlerce sanatçı,
değişik şekillerde duygu ve düşünceler,izlenimler
tuale aktarılmaktadır,bunlardan bir tanesi bile
yıllar içinde neden verilmedi?Onun için değişik
sanatçıların sergilerine gittiğinizde sanatın
ne kadar sonsuz olduğunu görürsünüz,ne yaparsanız
yapın mükemmeli bulamazsınız,yarım kalan bir şeyler
hep olacaktır,bir çok insan bunun farkında olmasa
da sanatçı farkındadır.
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Aydın-Çine- ALABANDA antik kenti
Dün Muğla Aydın arasında bulunan Karya kentlerine
yaptığım gezilerimden birini daha gerçekleştirme fırsatını buldum.Bu antik kentin adı Alabanda,Aydın
ili Çine ilçesine bağlı Doğanyurt köyü sınırları
içinde yer alan Alabanda'ya ulaşmak için,Muğladan
Çine'ye geldiğimde 2. ışıklardan sola dönerek 9 km
kadar gittim.Hep asfalt yolu takip ederek doğru
gidiyorsunuz,Alabanda'dan sonra yola devam ederseniz
diğer bir Karia kenti olan Alinda'ya varılıyor.Zamanım
sınırlı olduğu için bu kente gezimi bir daha gelişime
denk getireceğim.Çine çayının suladığı bir arazi
üzerindeki kent verimli topraklara sahip ,zamanında da
zengin bir kent olduğu belli oluyor,kalıntıların bazı-
ları şu an ekili tarlaların arasında gezmesi çok zor
kurumuş dikenlerden ve otların arasından geçmek zorunda
kalıyorsunuz.İnsanların bu kenti rahatça gezmesi için
hiç bir önlem alınmamış,tarlalar arasındaki kalıntıları
gezerken ürküyorsunuz.Her taraf taş kalıntılarla dolu
geniş bir alana yayılmış durumdalar.Günümüze gelebilmiş
bazı kalıntılar Tiyatro,Boutleureion(meclis binası),
Apollon tapınağı,hamam kalıntıları,surlar var.Kalıntı-
ların çoğu Doğanyurt köyünün Araphisar denilen bölümünde.
En önemli yapı Tiyatro,kentin mimari alanda ulaştığı
gelişmeyi gösteryor.Oturma basamaklarının büyük bir
bölümü sökülüp alınmış.Stratokeia'da olduğu gibi kentin
üzerine evler yapılmış ve yapılarda kentin taşları kulla-
nılmış.Bu kentleri gezmek çok üzücü oluyor tarihi eserle-
rin tahribatını görmek,kendi hallerine bırakılışları sizi
üzüyor.Tiyatrodan bakınca evlerin bahçelerindeki kalın-
tıları görebiliyorsunuz.Antik eserleri gezerken biraz
tedirgin oldum her yer bir eve çıkıyor ortada bir bekçi
falan da yok,sonra Apollon tapınağını gezmek üzere iken
bekçi ile tanıştım.Apollon tapınağının da sadece temel
taşları kalmış.Köyden ayrılıp yola yakın arabamı park
edyorum ilerde tarlalar arasından kalıntılar duruyor.
Yanlarına gittimde büyük bir uygarlıkla karşı karşıya
olduğumu anlıyorum.Daha geniş ayrıntı ve fotoğrafları
Datça'ya döndüğümde "Gezdiğim antik kentler"bloğuma
koyacağım.Antik kent ile ilgili blgiler İnternette
aynı şeylerin tekrarı,zamanının ihtişamlı Karia kent-
lerinden birisi,eğlence kenti olarak biliniyor.
Roma ve Bizans zamanında da önemini devam ettirmiş.
Kent ile lgili daha iyi bilgi sahibi olmak için
bir ara Aydın müzesine uğrayacağım.
09 Temmuz 2009 Perşembe
AYŞE
Ayşe yeğenimin kızı,bu yıl da Anne ve Babası
ile Datça'ya geldi,on gündür onun sesine alış-
tık.Geçen yıl geldiklerinde de benzer duygula-
rı yaşamıştım.Giderken hüzünlü oluyor,ben de
"Göçmen Kuşlar"başlıklı yazımı yazıp,bir de
aynı isimde bir slayt yapmıştım,şu an web
albümlerimde duruyor.Bu yıl da yüzlerce fotoğ-
rafını çektim,profesyonel mankenler gibi bir
çok poz verdi,herşeyin farkında kameraya gözle-
rime bakar gibi anlamlı bakıyor,bahçemizdeki
serçeler gibi kahvaltısını yaptıktan sonra
dedesiyle bahçeye iniyor,artık onun sesine daya-
namayıp makinemi kaparak ben de bahçeye iniyorum.
Fotoğraflarına bakarken değişik duygular yaşadım,
çocuklar dünyanın en masum canlıları,bakışları,
gülüşleri hep içten,bazen yalancıktan ağlamaları
olsa da hep samimiler,güzeller.Dünyanın her tara-
fında bu böyle,fotoğraflara baktığınızda;en zor
anlarda bile bir umut taşıyorlar,bir gülücük
her zaman hazır dudaklarının kenarlarında,bazen
kırgınlıklarını sadece hüzünlü,sessiz bir bakışla
belli ederler .Büyüklerin yaptığı her zararın acısı-
nı da yine en çok onlar çekerler.Tek suçları çocuk
olmak,kendilerini koruyamamak.Dünyanın bir çok
yerinde savaşların,hastalıkların,açlığın ortasında
binlerce çocuk,gülmeyi,sevinmeyi unutmuş.Her mutlu
çocuk fotoğrafına baktığımda onların bu mutluluğunun
devamını dilerken diğerlerini de düşünmeden edemiyorum.
İnsan olarak yapacak bir çok imkanımız olsa da ,orada
da büyükler devreye giriyor ve onlar yine yalnız,
kaderlerine razı sessiz bir bakışla fotoğraflardaki
yerlerini alıyorlar.